|

3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında ülkemizde sağlık hizmetinin sunulması ve finansmanı alanlarında ciddi gelişmeler ve yapısal reformlar sürecinin temelleri atılmaya başladı. Bu süreçte önce Kamu Hastaneleri, SSK Hastaneleri ve Kamu kuruluşlarına ait diğer hastaneler (Demir Yolları Hastaneleri ve PTT Hastaneleri vb. gibi) Sağlık Bakanlığına devredildi.
“ Özel Sağlık Sektör Bakış Açısı ile Değerlendirmeler” Daha sonra atılan diğer bir adımla, Haziran 2003 tarihinde Devlet Memurları ve Bakmakla Yükümlü oldukları Yakınlarının Özel Sağlık Kurum ve Kuruluşlarından (Özel Hastaneler, Tıp Merkezleri, Dal Merkezleri ve Poliklinikler) hizmet alabilmelerine ilişkin ilk düzenlemeler yapıldı. Devamında Sosyal Güvenlik Reformuna ilişkin çalışmalar başlatıldı. SSK, Bağ Kur, Emekli Sandığı ve Yeşil Kartlılardan oluşan çok başlı Sosyal Güvenlik Sistemi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) adı altında kurulan yeni yapının bünyesinde toplandı. Bu süreç sağlıkla ilgili yeni bir yasayı Genel Sağlık Sigortası Yasasını ülkemiz gündemine taşıdı.
Yeni Sosyal Güvenlik Yasasına ilişkin bir takım maddelerin, yasasının yürürlüğe girmesi beklenen 2007 yılı başında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı neticesinde, kanunun yasalaşmasına ilişkin süreç ötelenmek zorunda kaldı. Ve bu yasa 2008 yılı Ocak ayında görüşülmek üzere ertelendi (şu an TBMM de görüşülmekte). Fakat bu zaman zarfında SGK nın almış olduğu son derece doğru bir karar ile 15 Haziran 2007 de SGK mensuplarının özel hastaneler, tıp ve dal merkezlerinden hizmet almalarının önü açıldı.
Vatandaşa büyük kolaylıklar getiren bu uygulamalar meyvelerini verdi ve 22 Temmuzda ki genel seçimlerde AKP nin % 47 oy ile tek ve çok güçlü bir şekilde 2. defa hükümet etmesinin önünü açan en önemli faktörlerden biri bu reformlar oldu. Peki kısaca özetlediğimiz bütün bu süreç dahilinde Sayın Başbakan ve ilgili diğer Sayın Bakanlarımız tarafından sıkça kullanılan “Hizmet Sunumunda Kamu Özel Sektör Ortaklığının” (İngilizce de Public Private Partnership, PPP, olarak adlandırılır. Sayın Sağlık Bakanımız tarafından bir çok konuşmasında kullanılmıştır.) gelişmesine tüm dinamikleriyle katkı sağlayan özel sağlık sektörü gelinen noktada beklediğini bulabildi mi? Son derece hızlı ve olumlu başlayan, bu güne kadar toplumun her kesimini mutlu eden sağlık sektöründeki bu yapısal reform sürecinde, son günlerde “eskiye dönüş düzenlemeleri” yaşanmakta ve sektör belirsizlikler ve olumsuz yönetmeliklerle,“kamulaştırılma ve gelecek kaygısı tehdidi” algılamaktadır. Bu nedenle sorunun cevabını, bizce, “gelinen nokta da; doğacak gün karanlık ve fırtınaya gebe..” diye vermek hata olmayacaktır.
Zengin devlet, “öncelikle ekonomik sorunlarını, eğitim, sağlık ve hukuk sorunlarını çözmüş” devlettir. Bu çözüm ise ancak “sağlıklı, eğitimli ve zengin milletle gerçekleşir”. Yani devlet politikası olarak “zengin ve girişimci bir millet yaratmak” hedeflenmelidir. Bu her sektörde gereklidir.
Konumuz sağlık sektörü olduğu için bu sektörde hizmetin ne şekilde sunulduğuna baktığımızda tablo şudur. Sağlıkta hizmetin % 85 lik kısmı kamu tarafından, % 15 lik bölümü de özel sağlık sektörü tarafından sunulmaktadır. Kamuda sunulan sağlık hizmetinin kalitesini artıran unsurların başında rekabetçi ve dinamik, rol model konumunu başarıyla uygulayan özel sağlık sektörü gelmektedir. Özel sağlık sektörü günümüz de ekonomik katma değer ve istihdam yaratan önemli yapı taşlarından birdir. Bu sektörde günümüzde aktör olarak yer alan 2000’ e yakın irili ufaklı özel sağlık kurum ve kuruluşlarında yaklaşık 160.000 insan istihdam edilmekte ve yine milyonlarca insan sağlık hizmeti almaktadır.Bu işin diğer bir boyutu da bu güne kadar yapılan önemli ve maddi değeri milyar dolarları bulan teknolojik yatırımlar, bina ve insan yatırımlarıdır.Bu alanda hizmet sunan özel kuruluşlar, kamudan hiçbir subvansiyon ve destek almadan; kamu kuruluşlarından çok daha rantabl ve maliyetleri kontrol altında hizmet sunmaktadırlar. Hatta bir adım ileriye gidersek bu alanda hizmet sunan özel sağlık kuruluşlarına devlet, şu an da milyar dolarlar ile ifade edilecek miktarlar ile borçludur. Yani bu kuruluşlar kamuya sağlık hizmeti sunmuşlar ve gerçekleşen alacaklarını tahsil etmek için beklemektedirler. Bu durum bununla da kalmıyor. Özel sağlık kuruluşları kamuya sundukları bu hizmetin karşılığında almadıkları paranın, tahsil etmedikleri gelirlerinin bile KDV ve Kurumlar Vergilerini ödemekte, bunları ödemeyenler için ise, “kendi borcunu ödemeyen devletimiz” faiz vb. gibi yaptırımlar uygulayarak sektörü katlanılamaz yüklerin altına sokmaktadır.Özel sektörün sırtında ki yük bununla da kalmamakta ve çalışanlarının maaş ve sosyal güvenlik primleri de, gelirini tahsil edemeyen özel kuruluşlar tarafından, düzenli olarak ödenmekte ve hizmet yürütülmeye çalışılmaktadır.
Hal böyle iken mevcut durumu kendi penceresinden değerlendiren Sağlık Bakanlığı, hizmeti sunan sağlık kuruluşlarına destek olması gerekirken tam tersi ve kabul edilemez bir hamleyle sağlık hizmeti sunumunda sağlık çalışanlarına, “ya kamuda çalışırsın yada hiçbir yerde çalışmana izin vermem” tarzında baskıcı bir anlayışı dayatan yönetmelik ve politikaları gündeme getirmektedir. Bu dayatmaya gerekçe olarak ise, “kamuda özlük haklarını yetersiz bularak çalışmak istemeyen hekimlerin ve sağlık personellerinin, kamu kuruluşlarından ayrılarak özel sektörde çalışmak istemelerini” göstermekte ve bu nedenle kamuda oluşan doktor ve personel açığına engel olmak adına bu düzenlemeyi yaptıklarını ifade etmektedirler. Bu yaklaşım kamu ve özel ayrımı olmaksızın tüm sektörün önünde büyük bir problem olarak yer alacaktır. Hiçbir demokratik hukuk devletinde, hele ki “liberal ve özel sektörü desteklediğini iddia eden bir yönetim” anlayışında bu dayatmacı yaklaşım kabul edilemez.
Sağlık Banklığı, Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve 15.02.2008 tarihinde Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren “Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapan Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” ile yine aynı tarihte yayınlanarak yürürlüğe giren “Özel Hastaneler Yönetmeliği” bu alanda halen çalışan ve yeni yatırım planlayan girişimcilerin
önünü artık neredeyse tamamen kapatmıştır. Bu yönetmeliklerin temel amacı her ne kadar “kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açılmaksızın ülke düzeyinde dengeli, verimli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulmasını sağlamak üzere ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının yapılandırılmaları …” denilse de, yönetmelik ile hem yeni yatırımlar hayal olacak hem de açılmış ve işletilmekte olan bir çok kuruluş yönetmeliğe uyum sağlamakta bir çok güçlüğe ve gereksiz maliyetlere katlanmak durumunda kalacaklardır. Asli görevi, yatırımların ve girişimcilerin önünü açmak olması gereken kanun koyucu, bu yönetmelik ile keyfi hareket etmiş, müktesep hakları bile korumayan bir anlayışla evrensel hukuk ilkelerini çiğnemiştir. Devletin millete, milletin ise devletine güven duymasını engelleyen bu tür yaklaşımlar ülkeler için her zaman ciddi bir sorun olmuştur. Çalışan, ekonominin çarkını döndüren, hizmet üretimi yapmak üzere temel üretim faktörlerini bir araya getiren girişimciyi bulmuşken kaybetmeye çalışan bir yönetim anlayışı belki de dünya tarihinde bir ilk olacaktır. Girişimcinin bir araya getirdiği sermaye, doğal kaynaklar , yer , tecrübe,bilgi ve emek gibi faktörleri yok etmeye çalışan bu anlayışın ciddi ekonomik sorunlar ve hatta tazminat yüküyle bile karşılaşarak yüklü bedeller ödeyeceğini tahmin etmek için “kahin olmaya” gerek yoktur.Yeni bir yönetmelik olmasına rağmen bir çok belirsizliği beraberinde getiren, Türk Ticaret Kanunu, Rekabet Kanunu vs. gibi kanunlar ile bağını sağlamayan, kazanılmış haklar, Tüzel Kimlik ve Veraset İntikali gibi hukuki terimlerin düzenlenmesini bile öngörmeyen bu yönetmelik önümüzdeki günlerde ülke gündemini ciddi anlamda meşgul edecektir.
Sağlık girişimcilerinin ve çalışanlarının önünü tıkayan, memnun olduğu ve istediği özel sağlık kuruluşlarından ve hekimlerden hizmet alan vatandaşın alacağı hizmete; ve yine sağlık çalışanlarının çalışmak istediği sağlık kurumunda çalışabilmesine engel olacak bu düzenlemeyi; özel sağlık kuruluşları ve bu kuruluşların bağlı bulunduğu dernekler yargıya taşıyacaklar ve yüce Türk Adaleti önünde hak arama yoluna gidecekler. İdarenin uzlaşma kültürünün ve proaktif yönetim anlayışının olmaması nedeniyle sektör ve hizmet alan hastalar sıkıntılı bir süreç yaşamaya doğru yol alacaklar.
Girişimcisi olmayan ülkelerin nasıl dağıldığı ve yok olduğu ile ilgili örnek, yakın tarihte Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinde yaşanmıştı. Bu örneğin özel sağlık sektörümüzde bu gün yaşananlar ile ilgisi şudur: S.S.C.B.dağılmadan önce yazımızda bahsettiğimiz üretim faktörlerinin (Emek, Sermaye, Bilgi, Doğal Kaynaklar)hepsi varolmasına rağmen bunları bir araya getirecek girişimci zaten yoktu ve yapı dağıldı. Bizim ülkemizde ise bir çok olumsuzluğun olmasına rağmen üretim faktörlerinin hepsine ek olarak girişimciyi de bulmuş ve sağlık sektöründe üretim yapılmaktayken; yeni yönetmeliklerle kaos ve tartışma ortamı yaratılmaktadır. Yani idarenin uygulamaya çalıştığı “girişimcileri yok etme politikaları” her şeyin sonunu hazırlamaktadır. Bu durum bize eski bir şarkı sözünü hatırlattı: “Gölge etme/ başka ihsan/ istemem senden!!”Yetkili ve Etkili Devlet Büyüklerimizin dikkatine!
Dr. Vecdi Bayramoğlu, MSc. İşletme Bilim Uzmanı Genel Müdür/ A Tıp Merkezi |